Türklerin Belediyecilik Anlayışında, Belediye (4.0) Ne Olabilir?

Mahalli İdareler Dergisi
2019-04-04

Türklerin Belediyecilik Anlayışında, Belediye Ne Olabilir?

TÜRKLERİN BELEDİYECİLİK ANLAYIŞINDA, BELEDİYE (4.0) NE OLABİLİR?

                                                                                                          Cem KASAPOĞLU[*]

GİRİŞ:

Endüstrinin gelişimi, hepimizin yakinen takip ettiği üzere Endüstri (4.0), ya da 4. Sanayi devrimi düzleminde ilerlemektedir. İlk sanayi devriminde (1.0) buhar makinesinin icadıyla, mekanik üretim tesislerinin kullanımına geçildiği gibi, İkinci sanayi devriminde (2.0)  telefonun icadı ve bilimsel yönetim esasına göre elektrik ve iş bölümüne dayalı seri üretime geçiş sağlanmıştı, akabinde 3. Sanayi devriminde, üretim süreçlerinin otomasyonu, ilk mikro bilgisayar ve ilk apple bilgisayar piyasaya sürülmüştü. Nihayet 4. Sanayi devrimiyle (4.0) içinde bulunduğumuz yüzyılın; otonom makineler, sanal ortamlar ve robotların giderek insanlaşacağı bir dünyaya doğru evinimi söz konusudur.

Endüstride bu gelişim söz konusu iken, belediyecilik tarihimiz ve tasnifimiz nasıl olacaktır? İlk belediyecilik hareketlerinin izleri, Hz. Muhammed (sav) döneminde görülmektedir. Peygamber efendimiz; hem Peygamber, hem de Müslümanların lideri sıfatıyla, toplum düzeni ile ilgili kaideleri yakinen takip ediyor, çarşı-pazar geziyordu. Bunun yanında, bu gezi­lerinde şehrin yapılaşmasını, ikti­sadi faaliyetlere ve diğer husus­larda gördüğü yanlışlara anında müdahale ediyor, dinin, aynı zamanda hayat dini olduğunu, hayatın bütün safhalarının dinin koyduğu iyilik, doğruluk, feragat, fedakârlık, sevgi, kardeşlik, barış gibi kurallara uygun olarak ya­şamanın insanın mutluluğunu sağlayacağını anlatıyordu. Bu düzene “Hisbe teşkilatı” adı verilmekle birlikte birçok yönetim bilimci ilk belediye teşkilatının izlerinin bu düzende bulunduğu yönünde görüş bildirmektedir. Osmanlı dönemindeki kadılık müessesesi, vakıflar ve lonca teşkilatı da ecdadımızın belediyecilik faaliyetleri ile hemhal olduğu da bilinen bir gerçektir. Türk belediyecilik tarihinde Tanzimat dönemi ile başlayan gelişmeler bir milattır. 1854 yılında İstanbul Şehremanetinin kurulması, 1858 yılında 6. Daire-i Belediyenin (Beyoğlu, Galata bölgeleri) kurulması ilk kurumsal belediye örneklerini oluşturmaktadır.

Bizim paradigmamızda; bu gelişmelerin tamamı, belediyecilik (1.0) yani 1. belediye devrimini (geleneksel belediyecilik) tarif etmektedir. Belediyecilik (2.0) ise, 1980’li yıllarda ilk büyükşehir belediyeleri ve yeni kamu yönetimi, işletmeciliği yaklaşımı ile modern belediyecilik halini almış, 2000’li yılların başında belediyelerin uyguladığı sosyal hizmet ve sosyal yardım politikaları ile de belediyecilik (3.0) yani sosyal belediyeciliğe doğru bir ilerleme söz konusu olmuştur. Önümüzdeki 2019 mahalli idare seçimleri ile birlikte sosyal belediyecilik kavramının ötesinde bir yaklaşım aranmaktadır. Bir diğer ifadeyle;  şehirlerin, belediyelerin yarışacağı bir, belediyecilik (4.0) modeline geçişin arayışı söz konusudur.

Çalışmamızda; geleneksel, modern ve sosyal belediyecilik başlıkları altında, Türkiye’deki belediye devrimlerinin tarihsel ve tanımsal arka planı ile bu dönemlerde yapılan yasal düzenlemeler ele alınacak, sonuç kısmında ise, bunların tamamını içeren ama bunlara ek katkısı olacağı düşünülen 4. belediye devriminde nelerin yer alabileceği tartışılacaktır.

  • Geleneksel Belediyeciliğin Kavramsal Çerçevesi: Belediye (1.0)

Bütün dünyada beledi vazifeleri, eski veya yeni zamanlarda ya hükümet kendisi yapar ya da beledi örgütlere bırakırdı. Osmanlı Devleti ise bir İslam müessesesi olan hisbe (belediye) teşkilatını benimsemiştir. (Demirkaya, 2011:303)

Hz. Peygamber’den bu yana varlığını gösteren, bütün Müslüman devletlerde de bulunan bu müessese, ‘‘hisbe teşkilatı‘‘ özünde Kur’an-ı Kerim, Âl-i İmrân Sûresi’nin 104. Ayetinde yer alan,  toplumda iyiliği, hayrı emretmekte, kötü işlerden sakınmak üzere olan fert ve cemiyet hayatını amaçlamaktadır.

Osmanlı şehir yönetiminde, yerel ve mülki yönetim fonksiyonları birbirinden ayrılmamıştır. Ancak, Osmanlı taşra yönetim sisteminde önemli bir yeri bulunan Kadılar, bulundukları yerlerin hem hâkimi, hem belediye başkanı, hem emniyet amiri, hem bazen mülki ve hem de halkın her konuda müracaat edebileceği sosyal güvenlik makamı konumunda idiler. Kendileri ya da yardımcı personeli seçimle işbaşına gelmemiş olmasına rağmen kadılar, ekonomik işlerde (fiyat tespiti, narh konması), kolluk görevinin yerine getirilmesi, mali işlemlerin yürütülmesinde halkın ve esnafın temsilcisi sayılan kimselere başvurduğu takdirde yardımcı olurlardı. Esnaf loncalarının temsilcileri olan esnaf kethüdalarının, şehir ileri gelenlerinin (vücuh-ı belde), ruhani reislerin varlığına rağmen, bu gibi kimselerin şehir yönetimine katılmak için devamlı kurullar halinde toplanmadıkları ve çalışmadıkları görülmekteydi (Beki, 2008:33).

Osmanlı döneminde belediyelerin gelişimi “beledi uygulama” ve “kurumsal gelişim” noktasında üç ana döneme ayrılmaktadır. İlk dönem, kuruluş dönemi olarak ifade edilebilecek olan 1855-18 yıllarını içerisine alan dönemdir. Bu süreçte 1855 yılında İstanbul Şehremaneti ve akabinde Altıncı Daire-i Belediyenin kurulması belediyecilik anlamında ilk adım olmuştur. İkinci dönem ise, “sınırlı gelişme” olarak ifade edilebilecek dönemdir ki, 1877-1908 yıllarını kapsamaktadır. Bu dönemde İstanbul için “Dersaadet Belediye Kanunu” ve taşra için “Vilayet Belediye Kanunu” belediyecilik anlamında sınırlı bir dönemdir. Üçüncü dönem ise “Kurumsallaşma Dönemi” olan 1908-1922 yıllarını kapsayan dönemdir ki, bu dönemde İstanbul’da Belediye Kanununun devreye girmesi ve akabinde yirmi belediye dairesinin kurulması ile belediyecilikle alakalı kurumsal bir yapı oluşturulmuş olmaktadır. (Oktay, 2008:3).

1923-45 döneminde yerel yönetimler alanında 1924 yılında, 442 sayılı Köy Kanunu, 1930 yılında da Belediye Kanunu ve takip eden 3 yılda Umumi Hıfzıssıhha Kanunu, Belediyeler Bankası Kuruluş Kanunu, Belediyeler Yapı ve Yollar Kanunu, Belediyeler İstimlak Kanunu ve Belediyeler İmar Heyeti Kuruluş Kanunu yürürlüğe girmiştir (Ulusoy ve Akdemir, 2006:2016). Bu dönemde, İstanbul Şehremanetinin bir örneği olarak 1924 yılında 417 sayılı Kanunla Ankara Şehremaneti kurulmuştur. 1925 yılında çıkarılan 642 sayılı Kanunla belediyelere plan yapma kent estetiğini düzenleme görevleri verilmiştir.

Bu dönemde belediyelerin görev ve sorumlulukları üzerinde 1580 sayılı Belediye Kanunu belirleyici olmuştur. Bu yasa, belediyelere kentsel hizmetlerden çok çeşitli sosyal politikalara kadar 76 tür görev vermiştir. Zaten yasanın gerekçesinde belediye hizmetlerinin geliştirilmesi öngörülmüştür. Bu maddeye istinaden dönem boyunca belediyelerin görev alanları genişletilmiştir. Yasanın 19. maddesinde ise ülkemizde çoğunluğu yabancı sermayeli şirketler tarafından sağlanan su, elektrik, havagazı, tramvay tesisatı kurmak ve işletmek ve vapur nakliyatını yürütmek gibi görevlerin belediyeler tarafından sağlanacağı düzenlenmiştir. Yabancı sermayeli şirketlerin faaliyetlerine bu şirketler devşirilerek son verilmiştir (Tekeli, 1978:66-70).

1946 yılında Demokrat Parti’nin kurulmasıyla birlikte çok partili siyasi hayata geçilmiştir. Bu dönemde belediyeleri etkileyen en önemli gelişme kentleşmenin başlamasıdır. Kentleşme hızının çok yüksek olması ciddi kentsel sorunları ortaya çıkarmıştır. Bu sorunlardan en önemlileri konut açığının ortaya çıkması, köyden kente hızlı bir göçün yaşanması, kentsel hizmetlerin yetersiz kalması gibi sorunlardır. Bu sorunların temelinde idari, mali ve demokratik açılardan güçsüz olmaları vardır. (Barış vd. 2008:59)

1946 sonrası başlayan ekonomik dönüşüm süreci ülkemizde nüfus artışı, göç ve kentleşmenin hız kazanmasına yol açmıştır. Bu dönemde yoğun bir kentleşme süreci yaşanmış ve belediye sınırları içinde yaşayan nüfus yapısı önemli büyülüğe ulaşmıştır. Ülke nüfusunun 1950 yılında %28,8’i belediye sınırları içinde yaşarken bu oran 1980 yılında %57,7’ye yükselmiştir. Kentleşme hızına bağlı olarak kentsel sorunlar ve kentsel hizmetlere olan talep artmış, diğer bir ifadeyle bu hizmetleri sunmakla görevli kuruluş olan belediyelerin rol ve fonksiyonlarının genişlemesi zorunluluğu doğmuştur (Aydın, 2008:102).

Kaynak yetersizliğine karşılık artan hizmet talebi ve belediyelerin temel hizmetleri dahi yerine getiremez hale gelmesi, bu kurumların kıt olan kaynakların temel kentsel hizmetlerin karşılanmasına yöneltmelerine ve daha ziyade sosyal politikalar ve kültürel alandaki hizmetleri yerine getirmekten vazgeçmelerine yol açmıştır. Yasalarla bu tür hizmetler belediyelerden alınmasına rağmen belediyeler, bu konulara eğilme imkânı bulamamışlardır. Esasında Nadaroğlu, 1580 sayılı yasa ile ülkemizdeki belediyelerin 76 kalem görevden 53’ünün yerine getirilmesinde zorunlu kıldığı, ancak, bunlardan büyük kısmının belediyelerce ya hiç ya da yeterince yerine getirilmediğini belirtmektedir. Bu zorunlu görevlerin ise sağlık ve sosyal yardım hizmetleri ile imar, temizlik vb. konularında olduğunu ifade etmektedir (Nadaroğlu, 2003:168).

  • Modern Belediyeciliğin Kavramsal Çerçevesi: Belediye (2.0)

Yirminci yüzyılın son çeyreği dünyada büyük değişimlere sahne olmuştur. 1980 sonrası dönem, 1970’li yılların başında petrol krizlerinin etkisiyle başlayan ve krizin sorumlusunun refah devleti olarak ilan edildiği ve bu devletin harcamalarının azaltılması ve temelde kamu kesiminin sınırlarının özel kesim lehine daraltılmasını içeren neo-liberal politikaların hayata geçirildiği bir dönemdir. Kısacası, devletin ekonomik ve sosyal hayattaki konumunun yeniden sorgulandığı ve özelleştirme ve kamu harcamalarının azaltılması ile sınırlandırıldığı bir dönemdir. Devletin ekonomik ve sosyal hayattaki rolündeki değişikliğin yerel yönetimlere etkisi büyük olmuştur. Merkezi devlet düzeyinde ortaya çıkan ve serbest piyasa koşullarının kamu yönetimi alanında da hâkim olmasını hedefleyen neo-liberal politikalar yerel yönetimlerin yönetim ve hizmet sunma anlayışında önemli değişikliklere yol açmıştır (Aydın, 2008:104).

Bu dönemde, dünyada ve ülkemizde belediyeler hizmet üretiminde alternatif yöntemlerden yararlanmaya yönelmişler ve kamusal hizmetlerin sağlanmasındaki sorumluluk bu kuruluşlarda kalmakla birlikte, hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve sunumunu veya tümünü birden özel sektör işletmelerine bırakmaya başlamışlardır. Diğer bir ifadeyle, hizmetlerin sağlanmasında özel sektörden yararlanma en üst düzeye yükselmiştir. Sosyal politikalar bakımından ise “Bu kurumlar refah hizmetlerini doğrudan üreten kurumlar iken, refah hizmetlerini piyasadan satın alan veya bu hizmetlerin sağlanmasında garantör olan, güvence veren kurumlar haline gelmişlerdir (Ersöz, 2003:772).

Ülkemizde 1980 sonrası siyasal ve toplumsal düzen üzerinde 12 Eylül Askeri Müdahalesi biçimlendirici olmuştur. 1984 yılına kadar demokrasinin askıya alındığı bu dönemin belediyelere öncelikli etkisi tüm belediye başkanlarının görevine son verilmesi ve tüm yerel meclislerin kapatılması ve belediyelerin atanmış başkanlar tarafından yönetilmesidir. Bu müdahalenin ikinci etkisi ise belediye gelirlerinin artırılması biçiminde ortaya çıkmıştır. Bu dönemde 2380 sayılı “Belediyelere ve İl Özel İdarelerine Genel Bütçe Gelirlerinden Pay Verilmesi Hakkındaki Kanun” çıkarılmış ve belediyeler mali bakımdan güçlendirilmiştir. Yıllar yılı kaynak sıkıntısı çeken belediyeler rahatlatılmıştır. 1984 yılında ise 3004 sayılı Kanunla 2380 sayılı Kanunda değişiklik yapılarak belediyelere verilecek paylar artırılmıştır. Yine bu dönemde 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu da kabul edilmiştir (Ulusoy ve Akdemir, 2006:216-217). Ancak, bu rahatlama geçici olmuş ve 1980’lerin sonlarından itibaren belediye gelirleri ile ilgili bir dizi olumsuzluk yaşanmıştır. Ve 1990’lı yıllar boyunca ve günümüze kadar da belediyeler, görevleri ile orantılı mali kaynaklara sahip olamamışlardır (Aydınlı, 2004:184).

1980 sonrası yaşanan en önemli gelişmelerden bir tanesi de büyükşehir belediyelerinin kurulmasıdır. 1982 Anayasasının 127. maddesindeki “büyük yerleşim yerlerinde özel yönetim biçimleri oluşturulabilir.” hükmüne dayanılarak, 1984 yılında çıkarılan 195 sayılı KHK ile, İstanbul, Ankara ve İzmir büyükşehir ilan edildi. 1986-1988 yıllarında sırasıyla Adana, Bursa, Gaziantep ve Konya’da ilk 3 büyükşehiri takip eden, 5 büyükşehir belediyesi oldu.

Büyükşehirler, büyük bir kent ve onu çevreleyen birçok uydu kentten oluşan yerleşme alanlarıdır. Sadece kent merkezlerini dikkate alarak kentler düşünülmemelidir. Merkezle beraber bu merkeze eklemlenen nüfusun geniş bir alanda toplanması, büyükşehirlerin temel niteliğidir. Bu anlamda, büyükşehirler, geniş bir havzayı kapsamaktadırlar. Bu geniş havza değerlendirmesi, Kanunu biçimlendiren ve ona rengini veren önemli bir değerlendirme olacaktır. 5216 sayılı Kanuna göre büyükşehir belediyesi şöyle tanımlanmıştır: Büyükşehir belediyesi “En az üç ilçe veya ilk kademe belediyesini kapsayan, bu belediyeler arasında koordinasyonu sağlayan; Kanunlarla verilen görev ve sorumlulukları yerine getiren, yetkileri kullanan; idari ve mali özerkliğe sahip ve karar organı seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişisidir.” (Zengin, 2014:97).

Sosyal Belediyecilik: Belediye (3.0)

Sosyal yardımlar ve sosyal hizmetler insanlığın başlangıcından beri var olmuşlardır. Öyle ki, yüzyıllardır her toplumda; yaşlılar, engelliler, düşkünler, yoksullar gibi dezavantajlı gruplar yaşamlarını devam ettirmektedirler. Devlet, toplumun başta dezavantajlı gruplar olmak üzere tüm katmanlarının sosyal refahını ve sosyal korumasını sağlamaya yönelik politikalar uygulamak durumundadır. Uyguladığı faaliyetler bütününe sosyal politika adını vermekteyiz. Sosyal politika genellikle sosyal devlet ve refah devleti kavramlarıyla birlikte kullanılmaktadır. Sosyal politikalar ülkemizde yeni kamu yönetimi anlayışının doğuşuna denk gelen 1980 dönemine kadar merkezi idarenin merkez ve taşra örgütleri eliyle yürütülmekteydi. Yerel yönetimler reformları neticesinde ortaya çıkan sosyal belediyecilik kavramı, sosyal devlet anlayışın yereldeki tamamlayıcısıdır.

Günümüzde, belediyelerden beklenen hizmetlerin yol, temizlik, altyapı hizmetleri olmadığı; bunların artık olmazsa olmaz hizmetler olarak algılandığı bilinmektedir. Beklentiler artık yaşanılan bölgenin kalkındırılması, geliştirilmesi, istihdam imkanı sağlayan faaliyetler yapılması, kültürel faaliyetlerin artırılması ve ülke genelinde kendi beldesinden söz ettirici faaliyetlerle pozitif bir algı oluşturulmasıdır.

      Sosyal belediyecilik, mahalli idareye sosyal alanlarda planlama ve düzenleme işlevi yükleyen, bu çerçevede kamu harcamalarını konut, sağlık, eğitim ve çevrenin korunması alanlarını kapsayacak şekilde sosyal amaca kanalize eden; işsiz ve kimsesizlere yardım yapılması, sosyal dayanışma ve entegrasyonun tesis edilmesi ile sosyo-kültürel faaliyet ve çalışmaların gerçekleştirilebilmesi için gerekli olan altyapı yatırımlarının yapılması için bilinçli politikalar üretmesini öngören; bireyler ve toplumsal kesimler arasında zayıflayan sosyal güvenlik ve adalet mefhumunu güçlendirmeye yönelik olarak mahalli idarelere sosyalleştirme ve sosyal kontrol işlevleri yükleyen bir modeldir. (Akdoğan, 2002:35)

Sosyal belediyecilik kapsamında yapılabilecek hizmetler çok genel olarak; kimsesizlerin, evsizlerin, sokak çocuklarının ve muhtaç kadınların barınma ihtiyaçlarını karşılamak; öksüzlere çocuk yuvaları ve kreşler yapmak; yaşlılara huzurevleri tesis etmek; sağlık merkezleri, sağlık ocakları, gezici sağlık otobüsleri, öntanı merkezlerini hizmete sokmak; hastaneler civarında hasta yakınları için misafirhaneler oluşturmak; kültür, sanat ve spor tesisleri açmak; tiyatro, sinema, kütüphane ve kültür merkezlerini mahallelere kadar yaygınlaştırmak; fakir, muhtaç ve yaşam mücadelesi veren kesimlere yönelik aş evleri ve imarethaneler kurmak; özürlüler için ulaşım, eğitim ve sosyo- kültürel ortamlarda kolaylık sağlayıcı tedbirler almak; beceri ve meslek edindirme kursları açmak; park-bahçeleri ve piknik alanlarını yaygınlaştırmak; doğal dengeyi koruyan ve çevresel şartları düzenlenmiş ucuz konut alanları üretmek; iş kuracak kadın ve gençlere yönelik rehberlik yapmak, makine ve donanım desteği sağlamak; tanzim satış mağazaları ve ekmek fabrikaları kurmak; gıda, kömür, ilaç, kırtasiye malzemesi yardımı yapmak; toplumsal gruplar, sivil toplum kuruluşları ve kitle örgütlerine rehberlik etmek, onlarla dayanışma ve yardımlaşmayı geliştirmek; gençlerin, engellilerin ve kadınların toplumsallaşmalarını sağlayacak merkezler açmak şeklinde özetlenebilir. (Çiçek, 2012: 97,98)  21. yüzyılda sosyal olmayan bir belediyecilik anlayışından söz etmek pek mümkün olmayacaktır. Sosyal belediyecilik faaliyetlerinin üzerine neler inşa edilebilir hususunu ise sonuç kısmında ele almaya çalışacağız.

  • SONUÇ: Belediye (4.0)

Bizim paradigmamızdaki belediye (4.0) sanıldığının aksine salt dijital dönüşüm, büyük veri analitiği veya salt teknolojik gelişimlerle sınırlı değildir, bunların hepsini de içeren, şehirleri yarıştıran, rekabet ettiren bir önermedir. Elbette teknolojik, ekonomik, verimli ve etkin bir belediye yönetimi ile şehirlerin yarışması mümkün olacaktır.

Şüphesiz bu yarışın temini, belediyelerin idari, mali, demokratik ve teknolojik gelişmelere duyarlı ve güçlü olmalarıyla var olacaktır. Elbette önümüzdeki on yılların belediye (4.0) tahayyülünde, en çok teknolojik gelişmelerden yararlanılacaktır. Çöpleri toplayıp, depolama merkezlerine götüren insansız araçlar yani robotların varlığından, toplu taşımanın boyutunun, metrolardan, akan trafiğin üstünde giden monoraylar vasıtasıyla yapıldığı, Avrupa örneğini günümüzde gözlemlediğimiz gibi, uçan taksilerin Güngören’den, Üsküdar’a sefer yapacaklarına da şahit olacağız. İtfaiye araçlarının yangına müdahale etmek için hörgüçleri ile 15-20 km uzaklığa su bombaları, köpük bombaları fırlatarak çözüm üreteceklerine de şahit olacağız, ya da dar gelirli, yoksul ve muhtaçlara yapılan sıcak yemek yardımlarının yerini kapsül vitaminlerle beslenen nesillerin, kapsüllerle sıcak yemek hizmeti veren belediyelerin alacağını gözlemleyeceğiz. Şehirlerimizin en büyük problemi olan, ulaşım ve trafik sorunlarını, ekonomi temelli teknolojik gelişmeler en aza indirgeyecektir. Söylediklerime ütopya dediğinizi duyar gibiyim. O halde zaman herşeyin ilacıdır. İzleyip görelim.

Teknolojik gelişmelere uygun olarak yönetilen belediyede iş süreçleri, girdi ve çıktıların tümünde belediye-vatandaş ortaktır, rakip değil. Doğrudan birbirlerini etkilemektedirler. O halde tabiri caizse müşteri memnuniyeti yine esas olacaktır. Kamuda, özelde de belediye (4.0) modelimizde, çalışanların kentlerine ve çalışanların hemşehrileri için ürettikleri ürünlerin, ölçülmesine yönelik performansa dayalı sisteme hızlı bir şekilde geçilerek, iş ve performans analizleri belirli periyotlarla (3-6 ay) sağlıklı bir şekilde yapılıp, belediye personel istihdamı konusunda ciddi yaptırımlar uygulanmalıdır. Aksi halde belediyelerimiz de konkordato ilan edebilmeli ya da performans karnesi zayıf olan üst düzey belediye yöneticilerini belediye başkanı anında görevden alabilmeli almazsa, asli görevlerinde aksama olan belediyelere hükümet tarafından kayyum atanmalıdır.

Bunun yanında tedarik zinciri ve varlık yönetiminin son zamanlarda yapıldığı gibi (Hazine ve Maliye Bakanlığının ilgili tebliğleri) merkezi idarenin kontrolünde, hakemliğinde otomatikleştirilerek gereksiz satınalmalar ve akla gelebilecek diğer israfların önüne geçilmelidir.

Yine “yönetişim kavramı” belediye (4.0) modelinin olmazsa olmazı olmalıdır. Karar alma süreçlerine halkın etkin katılımı sağlanmalıdır. Belediye meclisinin yapısına benzer halk meclisleri kurulmalı, O mahallin sıkıntıları belirli periyotlarla (3-4 ayda bir) toplanmalı, gündeminde görüşülen istişari konular öncelikle çözülmelidir.

Belediye istihdam kapısı değil, istihdamın aracısı, arayıcısı olmalıdır. Belediyeler, Ar-ge fonları, AB fonları, devletin desteklediği diğer fonları proaktif olarak kullanmaları ve bu fon ve diğer kaynakları yeni istihdam sahaları oluşturmak amacıyla; STK, sanayi odaları, meslek örgütleri, iş adamları vb. gruplar ile birlikte verimli projelerde kullanmaları konusundaki rekabeti, vatandaşın memnuniyetini artıracak ve müşteri memnuniyeti sağlanacaktır.

Belediye (4.0) modelimizde, belediyelere genel bütçe vergi gelirlerinden ayrılan pay ise artırılmalıdır. %11, %12’lerden, %20 seviyelerine çıkarılmalıdır. Belediyelere ayırdığımız yıllık pay, pay edilirken; nüfus, yüzölçümü gibi etkenlerin yanında bir havuz sistemi oluşturularak, şehirlerin ekonomisi ile yarıştığı gibi, üretimi ile istihdamı ile de yarışmalıdır. Bu yarıştan da ilk 10 şehir ekstra prim kazanmalıdır. 

Belediye,  6 aylık dönemler halinde mali tabloların analizini kamuoyu ile paylaşmalı, sosyal belediyeciliğin bir üst levalı olan modelimizde, belediyelerin kar amacı ön planda olmalıdır. Denk bütçesi olan, borcu olmayan belediyelere, İller Bankası tarafından bütçesinin yüzde %10 ‘una kadar galibiyet primi, Gelir-Gider bütçeleri denk olmayan, borcu olan belediyelere de bütçesinin yüzde %10 ‘una kadar mağlubiyet cezası,  2-3 yıl üst üste açık veren belediyelere ise daha ciddi yaptırımlar uygulanarak, ülke ekonomisine kambur olmamaları, Afyonkarahisar’ın, Isparta’nın; İstanbul ve Ankara ile mücadele etmesinin ekonomik olarak önü açılmalıdır.

Sonuç olarak, Ülkemizdeki geleneksel belediyecilik anlayışını, sosyal dayanışma temelli çöp toplama, çamuru yok etme ve vergiyi toplayabilmek için çaba sarf etme olarak özetleyebilir, modern belediyecilik anlayışını ise, vergisini düzenli toplayabilen, modernizasyonu tamamlanmaya başlanan yol, su, kanalizasyon hizmetleri olarak nitelendirebiliriz. Sosyal belediyecilik anlayışında ise artık yol, su ve kanalizasyon hizmetleri zaten belediyeciliğin olmazsa olmazı, bunun yanında vatandaşın sosyal refahını artıran sosyal politikalar bütünü ile ruhuna dokunan sanatsal ve sportif faaliyetler yer almaktadır. Belediye (4.0) anlayışında ise, hem temel belediyecilik faaliyetlerin olduğu yeterli miktarda sosyal koruma ve sosyal refahın sağlandığı, bol miktarda kültürel politikaların yer alacağı ama daha endüstri kapital hareket eden, şehrinin geleceğini düşünen, iş adamı belediye başkanı, CEO belediye yöneticilerinin olduğu bir model tahayyül etmekteyiz. Bizim tahayyülümüzün çok ötesinde gelişmelerin olabileceği de muhakkaktır. Belediyecilik büyük bir deniz, attığımız adımın, dillendirdiğimiz hususların geliştirilebilecek birçok yönünün olduğunu biliyor, yönetim bilimcilerimizin, yerel yönetim uzmanlarımızın, konunun duayenlerinin bu hususta örnek eserlerle ufkumuzu açmalarını ümit ediyoruz. 

                                                                                  

 

 

KAYNAKÇA

 

Akdoğan, Y. (2002). “Ulusal Soruna Yerel Çözüm: Sosyal Belediyecilik”, İstanbul: Eminönü Bülteni.

 

Aydın, M. (2008). Sosyal Politika ve Yerel Yönetimler. İstanbul: Yedirenk Yay.

Aydınlı, H.İ. (2004). Sosyo-Ekonomik Dönüşüm Sürecinde Belediyeler. Ankara: Nobel Yay.

Barış, E. ve arkadaşları. (2008). AK Parti Siyaset Akademisi: Yerel Yönetimler Ders Notları. Ankara: AK Parti Genel Merkezi.

Beki, A. (2008). Türkiye’de Sosyal Belediyecilik Uygulamaları: Ümraniye Belediyesi Örneği. Doktora Tezi. Sakarya Üniversitesi, SBE.

Çiçek, Ş. E. (2012). Türkiye’de Belediyelerin Sosyal Hizmet ve Yardım Politikaları: “Batı Akdeniz Örneği”, Ankara.

Demirkaya, Y. (2011). Osmanlı Devletinde Belediye (Hisbe) Teşkilatı. Sosyal Siyaset Konferansları Dergisi.

Ersöz, Y.H. (2003). Doğuşundan Günümüze Sosyal Politika Anlayışı ve Sosyal Politika Kurumlarının Değişen Rolü. İktisat Fakültesi Mecmuatı.

Nadaroğlu, H. (2003). Mahalli İdareler: Teorisi, Ekonomisi, Uygulaması. İstanbul: Beta Yay.

Oktay, T. (2008). Osmanlı Döneminde Modern Belediye Kurumunun Doğuşu ve Gelişimi. İstanbul: TDBB.

Tekeli, İ. (1978). Türkiye’de Belediyeciliğin Evrimi. (Türkcan, E. Ed.). Ankara: Türk İdarecileri Derneği Belediyecilik Araştırma Projesi.

Ulusoy, A. ve Akdemir, T. (2006). Mahalli İdareler: Teori-Uygulama-Maliye. 4. Baskı. Ankara: Seçkin Yay.

Zengin, O. (2014). Büyükşehir Belediyesi Dönüşümü (Son On Yılın Değerlendirmesi). Ankara Barosu Derneği.

 

 


[*] Müdür, Afyonkarahisar Belediyesi.

 

Sayfamızı Paylaşın