Yerel Yönetimler Personeli İçin Stres Analizi

Mahalli İdareler Dergisi
2018-09-30

Stres psikolojik bir durumdur.

Stres, sokaktaki adamdan üniversitedeki bilim adamına kadar, herkesin sıkça kullandığı  ve birçoklarının da yaşadığı psikolojik bir durumdur. Yapılan araştırmalara göre, herkesin stres tanımının farklı olduğu gibi, insanlarda gözlenen stres nedenleri, belirtileri ve olumlu stres düzeyleri de farklı farklıdır. Bugün özellikle örgütsel yaşamda değişim hızının şaşılacak düzeyde artması nedeniyle, insanların sürekli bir şeyler kaçırıyormuş korku ve kuşkusuyla hızlı hareket etme zorunluluğu duymaları, stresi gündelik yaşamın bir parçası haline getirmiştir (Tutar, 2004:186).
            Günümüzde stresle ilgili kavramsal analizler yapılırken çeşitli güçlükler yaşanmaktadır. Bunların en başında herkes tarafından kabul edilen bir stres tanımının yapılamaması gelmektedir. Tanımlar kişilere ve bakış açılarına göre değişmektedir. Bunun yanında araştırmacılar sürekli olarak stresin etkilerini ölçerken, farklı yöntemler uygulamaktadırlar. Ayrıca çalışmaların kapsam ve sayılarında da belirsizlik bulunmaktadır. Tüm dünyada bu konuda yapılan çalışmalar önemli bir dağınıklık sergilemektedir (Palmer ve Dryden, 1994:2). Bu karmaşık duruma rağmen, biz literatürde en çok kabul gören stres tanımlarından hareket edeceğiz.
            Stres en genel şekliyle vücuda yüklenilen herhangi bir özel olamayan isteme karşı, vücudun tepkisi olarak tanımlamaktadır. Başka bir tanımda ise, bireyin fiziki ve sosyal çevredeki uyumsuz koşullar nedeniyle, bedensel ve psikolojik sınırlarının ötesinde harcadığı gayret olarak (Güçlü, 2001:91) ele alınmaktadır.
            Psikolojideki tanımıyla stres terimi, sıkıntı ya da zorluk anlamına gelen eski Fransızcadaki, ve ortaçağ İngilizcesindeki  stres ya da straisse sözcüklerinden gelmektedir. Daha güçlü bir ihtimalle sözcüğün, Latincedeki çekip germek anlamına gelen srtinger sözcüğünden geldiği sanılmaktadır (Tutar, 2004:190). Ancak daha güçlü ve yaygın yorumlarda stresin kelime olarak Latince kökenli estrictia sözcüğünden geldiği belirtilmektedir (Güçlü, 2001:91). İnsan ve öteki canlılarla ilgili durumu tanımlamada kullanılmadan önce fizik ve mühendislik bilimlerinde kullanılmıştır.
            Stres, 17. yüzyılda “adversity” karşılığı olarak felaket, bela, musibet gibi anlamları kapsarken, ya da affliction karşılığı dert, keder, üzüntü yerine kullanılırken, 19. yüzyılda kavrama yüklenen anlam değişmiştir. Stresin kavramsal gelişimi de bugünkü anlamını tam olarak açıklamamaktadır, ancak çağdaş kullanımla belli bir içeriğe ulaşmıştır (Ertekin,  1993:5). Buna bağlı olarak da stres, nesne ve kişinin bu tür güçlerin etkisi ile biçiminin bozulmasına, çarptırılmasına, karşı bir direnç anlamında kullanılmaya başlanmıştır (Aydın, 2002:1-2).
Bu kapsamda günümüzde stres iki ayrı anlamda kullanılmaktadır. Birincisi, insanın veya başka bir organizmanın tehlike içinde bulunduğu etmenlere ve koşullara göre dengenin bozulduğu bir durumu belirtmek içindir. İkincisi, organizmanın dengesini bozabilecek tüm etmenleri kapsayan bir genişliktedir. Yani fiziksel (travma, sıcak, soğuk), psikolojik (duygusal gerilimler,  iç ve dış çatışmalar, eş sorunları gibi) veya sosyal (çevre etmenleri, kültürel değişim gibi) içerikli bütün etmenler anlatılmaktadır (Güney, 2001:514).
            Stres sözcüğü, bilim dünyasında ilk kez, 17. yüzyılda elastiki nesne ve ona uygulanan dış güç arasındaki ilişkiyi açıklamak üzere fizikçi Robert Hook, tarafından kullanılmıştır (Aydın, 2004:51). Young adlı bir başka fizikçi bunu yüzyıl kadar sonra bir formül üzerinde göstermiştir. Ona göre stres, maddenin kendi içinde olan güç ya da dirençtir. Buna göre madde, kendi üzerinde uygulanan dış güce sahip olduğu direnç oranında tepki gösterir (Tutar, 2004:189).
            Günümüzde stresi, bireyi etkileyen çevresel uyarıcı olarak görenler de vardır. 1950 yılında yapılan bir çalışmadan sonra, stres, organizmanın içindeki çevreye karşı aldığı bir durum olarak tanımlanmıştır. Bu yaklaşım zamanla stres ve stresör kavramlarını ön plana çıkarmış, bireyde bir dizi tepki yaratan çevresel uyarıcıya stresör, bireyin bu tür uyarıcılara karşı gösterdiği tepkiye de stres (Güçlü, 2001:91) denilmeye başlanmıştır.   
            Yetmişli yıllarda yaptığı çalışmalarda stres konusunda bildiklerimizin çoğunun gün ışığına çıkaran psikolog Hans Selye, zaman zaman yıkıcı olabilecek bir gücü tanımlamak için stres sözcüğünü ilk kullananlardan birisi olmuştur. Selye, stresli bir duruma tepki olarak vücutta görülen değişikliklere de stres hali adını vermektedir (Hargreaves, 1998:8). Stres kavramını ilk kez kapsamlı bir incelemeye tabi tutan Hans Selye stresi, organizmanın her türlü değişmeye karşı tepkisi olarak tanımlayarak, stresi memnuniyet verici olup olmadığına bakılmaksızın her türlü isteme, bedenin uyum sağlamak için gösterdiği yaygın tepki (Aydın, 2002:2) olarak görmüştür.
            Oxford İngilizce Sözlüğünde baskı ya da gerilim olarak tanımlanan stres, günümüzde cilt bozukluğundan ülsere, yüksek tansiyondan kalp krizine kadar çeşitli rahatsızlıklara neden olan (Adair ve Adair, 1999:167) önemli bir sorun haline gelmiştir. Esasında tipik olarak stres, kısıtlama ve isteklerle ilgilidir. Kısıtlamalar kişiyi arzulananları yapmaktan alıkoyar. İstekler ise arzulananların kaybedilmesi demektir. Örneğin, okulda sınava giren bir öğrenci stres altında kalır. Çünkü fırsatlar, kısıtlamalar ve isteklerle karşı karşıyadır. Başarı, yükselmeye, daha fazla sorumluluk üslenmeye, sınıf geçmeye ve iş yaşamında daha yüksek aylık almaya neden olur. Başarısızlık bunların tersine, hatta okuldan ya da işten atılmaya yol açabilir (Can, 1992: 278).
            Stres ayrıca geçmişten kaynaklanan nedenler ile daha sonra ortaya çıkan davranışsal sonuçlar arasında yer alan bir değişken olarak da  tanımlanmaktadır. Ayrıca stresi ne bir dürtü, ne bir tepki ne de bir ara değişken olarak düşünmeyip, sistemi tüketen her türlü çevresel beklenti ve bu beklentilere sistemin verdiği tepkiler ile uğraşan bir problem alanı olarak değerlendirildiği de görülmektedir (Ergeneli-Karan; 1997:132).
            Stres algılanan çevresel tehditlere bireyin gösterdiği psikolojik ve fiziksel tepkilerdir. Stres yaratan olayı beyin beyin kabuğu bölgelerinde algılar ve daha alt bölge olan hipotalamusa gönderir. Oradan hipofiz bezine mesaj iletilir. Hipofiz bezi stres hormonu (ACTH-adreno kortikortop hormon) salgılamaya başlar. ACHT etkisi ile böbrek üstü bezde yer alan adrenalin ve kortizol hormonlarının salgılanması artar. Bu süreçte ortaya çıkan bedensel reaksiyon olarak, göz bebekleri genişler, yüz solar, kalp atışları hızlanır, damarlar büzülür, soğuk ter başlar, kan şekeri yükseli ve mide asit salgısını artırmaya başlar.
Stres ortadan kalktığında gösterilen bedensel reaksiyon ise; gevşeme, uyku hali ve vücudun yavaşlamasıdır (Yaylacı ve Köksal, 2007:1). Bu sırada depresyon, düşüncelerde karışıklık, uykusuzluk, olumsuz düşünceler, ağlama, aşırı tepki, gereksiz endişe, huzursuzluk (Hargreaves, 1998:18) gibi durumlarla karşılaşılabilir.
            Bu durum stresi vücudun çeşitli içsel (kişinin olayları algılayış ve yorumlayış biçimi, yaşamı değerlendirme tarzı, fiziksel ve ruhsal huzursuzluklar vs.). ve dışsal (okul değişikliği, iş değişikliği, yeni bir şehre uyum, sevilen birinin kaybı vs.) uyaranlara verdiği otomatik tepki olarak görmemizi sağlar. Bu uyaranlar tehdit edici olduğunda, vücut kendini korumaya çalışır ve savunmaya geçer. Merkezi sinir sistemimizde strese tepki, sempatik ve parasempatik sinir sistemleri tarafından verilir. Stres ve uyarıcı arasında çok ince bir fark vardır. Çünkü uyarıcı da organizmada bir tepkiye yol açan herhangi bir faktördür.
Stres ve uyarıcı arasında bir derece farklılığı mevcuttur. Herhangi bir uyarıcının stres oluşturucu olabilmesi için, belli bir duyu organına yönelik önceden programlanmış olan rahatlık eşiğini aşıp, sistemin dengesini bozması gerekir. Sistem, bu stres tepkisi sayesinde tekrar dengeye dönmek için bir uyum süreci başlatır. Burada ortaya çıkan gerilim ise, stres durumunun sistem üzerindeki etkisidir. Gerilim nedeniyle sistem, stres durumunda olduğu bilgisini alır ve dengeye dönme sürecine girer. Zorlanma ise, dengeye dönme süreci içinde sistemin ödediği bedel ya da harcadığı enerjinin miktarıdır (Güçlü, 2001:91).
            Stresi her zaman olumsuz algılamak da yanlış olur. Bu  durum iyi stres ve kötü stres nitelendirmelerinin ortaya çıkmasına yol açmıştır. İyi stres, insanın hayattan alabileceğinin en fazlasını elde etmek için vereceği mücadelede itici gücü oluşturur. Yataktan kalkıp işe gidebilmek için yeteri kadar uyarıcı ihtiyacınız vardır. Bir arkadaşınıza hediye alırken hoş bir stres hissedersiniz.
Kötü stres ise, kişinin üzerindeki baskılarının iyice arttığı ve bu baskılarla başa çıkamadığı zaman ortaya çıkan strestir. Kötü stres, insanların baskı altındayım derken kastettikleri bir baskıdır. Eğer sorun çözülemezse, ruhsal çöküntüden fiziksel hastalıklara kadar uzanan etkileri görülür. Kötü stres, aşırı stres düzeyinde ortaya çıkar  (Tutar, 2004:192).
            Her iki stres arasında bir de denge durumu vardır. Kişisel olarak beklentileriniz ve talepleriniz, onları karşılama kapasitenize eşitse (Hargreaves, 1998:10), hayatınızdaki stresi etkili bir biçimde yönetebilir, strese karşı koymayı ve mücadele etmeyi başarabilirsiniz.
            Stresle ilgili literatürde sıklıkla karşı karşıya kaldığımız kavramlardan birisi de stresördür. Stresörler, iş stresinin kaynakları arasında gösterilen çevresel, örgütsel ve bireysel faktörleri anlatmak için kullanılır. Stresörler, stresin nedenleri ya da iş stresini kolaylaştıran faktörlerdir.
Literatürde geçen diğer bir kavram olan stres aracıları ise, bireysel özelliklerle stres arasındaki aracı değişkenleri gösterir. Bunlar arasında kişilik önemli yer tutar. Araştırmalar A tipi kişilerin (saldırgan, aceleci, dışa dönük) B tipi kişiliklere göre (daha rahat, fazla aldırmayan) kalp rahatsızlıklarına daha meyilli olduğunu göstermektedir (Balcı, 2000:78).
            STRES NASIL ORTAYA ÇIKAR?
            Günümüzün en önemli sorunları arasında gösterilen stres, kişileri etkilemeye başladığı zaman bazı belirtileri ortaya çıkar. Stresin kendine özgü bu belirtileri; daha çok gerginlik hali, sürekli endişe duyma, aşırı derecede alkol ve sigara kullanımı, uykusuzluk, işbirliğine girmede yaşanan zorluklar, yetersizlik duygusu, duygusal dengesizlik, sindirim sorunları ve yüksek tansiyon gibi durumlarda kendini gösterir.
Stres kısa süreli yaşansa bile, gerginlik, kalp atışlarındaki yükselme veya aşırı alkol ve sigara kullanımı gibi kısa sürede ortaya çıkan sonuçların kalıcı olmasına neden olabilir. Ayrıca, kroner kalp rahatsızlığı için yüksek bir risk taşıyan aşırı yeme-içme ve sigara kullanımının artmasına da neden olur.
            Stres, bireyin normal tepkilerinden sapmalar olup, psikolojik (iş tatminsizliği, endişe), fizyolojik (yüksek tansiyon) ya da davranışsal (sigara içmek) biçimde kendini belli edebilmektedir (Ergeneli-Karan, 1997:133).
Stresin belirtilerine geçmeden önce nasıl oluştuğunu anlatmakta yarar görüyoruz. Canlı sistem iç dengesini bozan bir uyarıcıya maruz kaldığında, bu dengenin bozulduğuna ilişkin geri bildirim hemen organizmaya aktarılır. Canlı sistemin biyolojik ya da psikolojik dengesindeki bozulmaya ilişkin bilgi, vücut sistemine geldiğinde aynı anda endokrin sistemi de uyarılır. Endokrin sistem de, hipotalamus, pitüiter, paratiroid, tiroid, adrenal, pankreas ve yumurtalıklar gibi doğrudan kana karışan hormonları üreten bezleri uyarır. Bu bezler, stres sırasında organizmayı harekete geçirecek  hormonları kanın içine salgılayarak, mesajın kan yoluyla tüm organizmaya yayılmasına yol açar (Tutar, 2004:196). Böylelikle tüm organizmayı etkileyen stres baskısının etkisi altına girilmiş olunur.
            Bu durumda stresle ilgili olarak ortaya çıkan belirtileri; fiziksel, duygusal, zihinsel, davranışsal ve sosyal olmak üzere beş grupta toplayabiliriz:
            *Fiziksel belirtiler: Kalp vurum sayısının hızlanması, kan basıncında artış, nefes darlığı, çarpıntı, baş ağrısı, sıcak ve soğuk basması, terlemeler, mide ve bağırsak bozukluğu, mide krampları, seslere duyarlılık, uykusuzluk, düzensiz uyku, ellerde ve bacaklarda titreme, bitkinlik, kas gerginliği, kas ve eklem ağrıları, çene kasılması veya diş gıcırdatma, kabızlık, ishal ve kolit, döküntü, kas ağrıları, hazımsızlık ve ülser, yüksek  tansiyon veya kalp krizi, aşırı terleme, iştahta değişiklik, yorgunluk veya enerji kaybı, kazalarda artış.
            *Duygusal belirtiler: Sıkıntı, gerginlik, huzursuzluk, durgunlaşma, kayıtsızlık, çöküntü, sinirlilik, kaygı, kızgınlık, endişe, karamsarlık, kızgınlık, kaygı veya endişe, depresyon veya çabuk ağlama, ruhsal durumun hızlı ve sürekli değişmesi, asabilik, gerginlik, özgüven azalması veya güvensizlik hissi, aşırı hassasiyet veya kolay kırılabilirlik, öfke patlamaları, saldırganlık veya düşmanlık duygusal olarak tükendiğini hissetme.
        *Zihinsel belirtiler: Unutkanlık, dikkati toplayamama, kararsızlık, organize olamama, ilgi azalması, azalan yaratıcılık, işlem hatalarında artış, zihinsel durgunluk, sürekli olumsuzluklar üzerinde durma, konsantrasyon, zihin karışıklığı, hafızada zayıflık, aşırı derecede hayal kurma, tek bir fikir veya düşünceyle meşgul olma, mizah anlayışı kaybı, düşük verimlilik, iş kalitesinde düşüş, hatalarda artış, muhakemede zayıflama, gerginlik, geçimsizlik, işbirliğinden kaçınma, sürekli ve yersiz endişe, yetersizlik duygusu, yersiz telaş (Güney, 2001:536-538).
        *Sosyal belirtiler: İnsanlara karşı güvensizlik, başkalarını suçlamak, randevulara gitmemek veya çok kısa zaman kala iptal etmek, insanlarda hata bulmaya çalışmak ve sözle rencide etmek, haddinden fazla savunmacı tutum, bir çok kişiye birden küs olmak, konuşmamak (Güçlü, 2001:93-94).
          *Davranışsal belirtiler: Burada pasif tepki olarak iştahta azalma ya da artma, çok konuşma, sigara içme, alkol ve kafein alma, maddenin kötüye kullanımı, stres yaratan olay ya da durum hiç olmamış gibi davranma olabilir. Aktif tepki ise; sorunu kabul edip, kendi sorumluluğunu alarak çözüm yolları belirlemek ve uygulamaktır. İşlevsel ve sorunun çözümüne yönelik bir tepkidir.
            Yukarda da görüldüğü gibi stresin belirtileri göstergeleri davranışsal ya da psikolojik olabilmektedir. Davranışsal göstergeler; zayıflık, utangaçlık, ani tepki göstermek, kişisel servette kayıplar, zamana yenik düşme, arkadaşları ya da yöneticileri tarafından dışlanma gösterilebilir. Psikolojik göstergeler ise, sinirlenme, hoşgörüsüzlük, kızgınlık, ağrı, kıskançlık, cinsel yaşamda sorunlar sayılabilir. Bütün bu olumsuzluklar çalışma hayatında kişileri olumsuz etkilemektedir (Arikewuyo, 2004:5).
            Stres genelde insanın doğal ve ideal dengesini bozan bir olaydır. Stres kaynaklarının organizmayı etkileyerek bu dengeleri bozması kendisini üç biçimde gösterebilir. Bunlardan ilki hemen hemen hepimizin karşılaştığı kısa süreli stres durumudur. İkinci tür stres durumu orta süreli olup birkaç saatten birkaç güne kadar uzanan etki gösterir. Son tür ise uzun süreli stres durumudur. Kronik olarak bu durum haftalar hatta aylar sürebilir (Can, 1992: 282).
            Esasında stresle ilgili yapılan değerlendirmelerde dört tür stres sürecinin olduğu belirtilmektedir. Bunlar, hafif stres, orta derecede stres ağır stres ve panik olarak ifade edilmektedir. Bu dört aşamadan her birinde kişi çevresine karşı duyarlıdır. Çevre ile ilgili olmanın ilk düzeyi uyanık olmaktır. Uyanıklık, hafif stres aşamasını gösterir, birey öncesine göre durumu daha güç kavrar. Haberdar olmanın ikinci düzeyinde, iletişim ve kavrama becerisinde azalma vardır. Birey çevresinde olup bitenleri fark etmez ancak başka bir gözlemci onun dikkatini duruma çekerse bunu fark edebilir ki, bu stresin orta aşamasına işarettir.
Burada kas gerginliği, kalp çarpıntısı, mide şikayetleri ve terleme görülür. Kişinin çevresinde olup bitenleri kavramadaki beceriksizliği artarsa stres de artar ve ağır bir stres durumu oluşur. Birey sadece ayrıntıları kavrar, fiziksel ve duygusal huzursuzluk vardır. Ayrıntılar kavrandığı halde, bunlar arasındaki ilişki fark edilmez. Stresin çok artması halinde panik ortaya çıkar, iletişim ve fonksiyonlarda beceriksizlik meydana gelir, birey başkaları tarafından uyarılsa da kendine gelemez (Ertekin, 1993:6).
            Söz konusu bu süreçleri incelerden fizyolojik ve psikolojik değişimi incelemek gerekir. Literatürde bu değişim Selye tarafından kuramlaştırılan Genel Uyum Sendromu ile açıklanmaktadır. Doğal yaşam koşulları içinde gerilime neden olan koşullar, çeşitli mikroplar ya da ısı, gürültü, ışık gibi çevre koşullarıdır. Bu koşullarda değişim olabilir. Değişim olduğunda vücut bunu dışardan bir saldırı olarak değerlendirir ve buna bir tepki gösterir. Bu durumda oluşan değişik tepkilere genel uyum sendromu denilmektedir (Tutar, 2004:196). 
            Bu kurama göre, birey bir stres kaynağı ile karşılaştığında, sempatik sinir sisteminin etkin hale gelmesi nedeniyle beden savaş ya da kaç tepkisi gösterir (Aydın, 2002:5). Kurama göre, organizmanın strese tepkisi alarm tepkisi, direnme ve tükenme aşamaları şeklinde üç dönemde gelişmektedir. Alarm tepkisi adı verilen ilk dönemde otonom sinir sistemi gayet faal bir duruma geçer ve salgı bezlerini uyararak, kana bol miktarda adrenalin ve onun etkisi altında ortaya çıkan diğer biyokimyasal maddeleri pompalar. Salgılanan etkisi altında vücut alarm durumuna geçer ve ortaya çıkacak acil durumlarla uğraşmaya hazırlanır (Tutar, 2004:194).
Bu sırada ortaya çıkan savaş ya da kaç tepkisi sürecinde bedende oluşan fiziksel ve kimyasal değişmeler sonucunda kişi, stres kaynağı ile yüzleşmeye ya da kaçmaya hazır hale gelir. Bu durum kalp atışlarının hızlanması, tansiyonun yükselmesi, solunumun hızlanması ve ani adrenalin salgılanması biçiminde gelişir. Streste alarm aşamasında, stresi yaratan kaynaklar ve bunların yoğunluğu arttığı ölçüde stres eğrisi hızla normal direnç düzeyinin üzerine çıkarak normal davranıştan sapmanın ilk işaretleri verilmeye başlanır (Güçlü, 2001:91).
            Stres veren uyarıcı ya da ortam devam ederse, ikinci dönem ortaya çıkar. İkinci basamağı direnç dönemi adı verilir. Bu aşamada kaybedilen enerji, yeniden kazanılmaya ve bedendeki tahribat giderilmeye çalışılır. Stresle başa çıkıldığında parasempatik sinir sistemi etkin olmaya başlar. Kalp atışı, tansiyon, solunum düzene girer, kas gerilimi azalır. Direnme aşamasında birey, strese karşı koymak için elinden gelen tüm gayreti ortaya koyar ve stresli bir insanın davranışlarını göstermektedir. Belirli bir süre bireyin davranışlarında ve yaşantısında bu durum gözlenebilir (Güçlü, 2001:91).
Bu dönemde, organizma yapmış olduğu alarm tepkisini ortadan kaldırır.Stresli ortama bir tür uyum sağlar ve kandaki biyokimyasal maddeleri geri çeker. Organizma, sanki normal koşullar altında işliyormuş izlenimi verir. Aslında organizma yorulmaktadır ve içten içe direncini kaybetmektedir (Tutar, 2004:194).  
            Bu süreçte vücut sempatik sinir sistemini harekete geçirmektedir. Beyin durumla ilgili hipofiz bezini harekete geçiren bir uyaran almakta, bu uyarı sonucu, adrenalin salgılamaya başlamakta ve zincirleme tepkiler oluşmaktadır. Sempatik sinir sisteminin tepkisi sonucunda fiziksel stres işaretlerinin faaliyeti artar. Parasempatik sinir sistemi, vücudun iyiliğine yönelik dinlenme, rahatlama, beslenme, sindirim sistemi ve deri onarımı gibi faaliyetleri yönetirken sempatik sinir sisteminin aksine parasempatik sinir sistemi kendi kendine harekete geçmez, kişiden emir bekler ve özelliğiyle derin nefes alma, olumlu düşünme ve gevşeme rahatlama ihtiyaçlarını açıklar.
            Üçüncü basamağı oluşturan tükenme döneminde beden, artık stresin baskısına dayanamaz, direncini kaybeder ve ilk alarm dönemindeki bazı belirtiler geri döner. Hastalıklar ortaya çıkmaya başlar ve bu hastalıklardan bazıları ölümle sonuçlanabilir. Stres verici olay çok ciddi ise ve uzun sürerse, organizma için tükenme aşamasına gelinir. Bazın bu dönemde yeniden alarm dönemi reaksiyonları ortaya çıkar  (Tutar, 2004:194).
Tükenme aşamasında, parasempatik sinir sistemi etkindir. Kişi tükenmiştir ve stres kaynağı hala mevcuttur. Bu aşamada uzun süreli stres kaynakları ile mücadele edilemez ve kişi başka stres kaynaklarının etkilerine de açık hale gelir (Güçlü, 2001:91-92). Bu aşama uzun süre devam ederse, migren, aritmi (kalp atışı düzensizliği) hatta zihinsel hastalık gibi stres hastalıklarından biri ortaya çıkabilir.
Tükenme aşamasında sürekli strese maruz kalmak, vücudun enerjisini tüketir, hatta vücudun fonksiyonlarını durdurabilir. Stresle başa çıkmanın en iyi yolu, strese neden olan faktörlerden uzak durmak veya onunla hemen başa çıkmaktır (Tutar, 2004:240).
            Bu açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, stres bazen bireyi etkilediği düşünülen çevresel özellikler bakımından ele alınırken, bazen çevreden gelen herhangi bir beklentiye karşı vücutça verilen tepki olarak düşünülmüştür. Biraz daha kapsamlı bir bakış açısıyla birey çevresinden gelen beklentileri kendi kapasitesini ve kaynaklarını aşacak derecede tehdit edici olarak algılıyorsa, ayrıca bu beklentileri karşılayamamak nedeniyle katlanmaz zorunda kalacağı maliyet ile karşılaştığında elde edeceği ödüller arasında önemli bir fark olduğunu biliyorsa, içinde bulunduğu durum bir stres potansiyeli taşımaktadır (Ergeneli-Karan; 1997:132).
            Yukarda sayılan tüm stres belirtileri ortaya çıktığında insanlarda aşağıda belirtilen durumlar ortaya çıkmaktadır:  
 
  •     Daha önce kolaylıkla verilebilen kararları vermekte güçlük çekilmesi,
  •     Değersizlik, yetersizlik, güvensizlik ve terk edilmişlik duyguları,
  •     Alışılmış davranış biçimlerinde önemli değişiklik,
  •     En iyi olanı değil garanti olanı sevmek,
  •     Uygun olmayan durumlarda ortaya çıkan öfke, düşmanlık ve kızgınlık dalgaları,
  •     Sigara ve içki içme eğiliminin artması,
  •     Kişisel hata ve başarısızlıkları sürekli düşünmek,
  •     Aşırı hayal kurmak, sık sık düşünceye dalıp gitmek,
  •     Duygusal ve cinsel yaşamda düşüncesiz davranışlar sergilemek,
  •     Birlikte olunan kimselere aşırı güven veya güvensizlik duymak,
  •     Alışılmıştan daha titiz ve işin gerektirdiğinden daha fazla çalışmak,
  •     Konuşma ve yazıda belirsizlik ve kopukluk sergilemek,
  •     Sağlığa aşırı ilgi göstermek,
  •     Uyku bozukluğu,
  •     Ölüm ve intihar fikirlerine sık sık kapılmak,
  •     Göreli olarak önemsiz konularda aşırı endişelenme ya da tam tersine gerçek sorunlar karşısında ilgisizlik ve kayıtsızlık göstermek
 
(Güney, 2001:532-533). 
 
Sayılan bu durumlarla karşılaşıldığında, kişilerin stres altında oldukları kesinleşir ve bu duruma çözüm bulanması gerektiği ortaya çıkar. Bu süreçte stresi kontrol etmenin ilk adımı, stresin farkında olmaktır. Yapılması gereken, kişinin kendi fiziksel, duygusal, zihinsel ve sosyal özelliklerini iyi analiz etmesi ve normal dışı durumlardaki bu belirtilerin farkına vararak stres yaratıcı durumla en iyi şekilde başa çıkabilmesidir (Güçlü, 2001:93-94). 
 
KAYNAKÇA
 
·  ADAIR, John-Talbot ADAIR; Zaman Yönetimi, Çev. Bengi Güngör, Öteki Yayınevi, Ankara, 1999. 
·  ARIKEWUYO M. Olalekan; "Stress Management Strategies Of Secondary School Teachers in Nigeria", Educational Research, Vol. 46, No. 2, Summer 2004.
·  AYDIN, İnayet Pehlivan; İş Yaşamında Stres, Pegem A Yayıncılık, Ankara, 2002.
·  AYDIN, Şule; “Örgütsel Stres Yönetimi”, Dokuz Eylül Ün., Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, C.6, S.3, 2004.
·  AYTÜRK, Nihat; Yönetim Sanatı, Etkili Yönetim ve Yöneticilik Becerileri, Nobel Yay., Ankara, 2007.
·  BALCI, Ali; Örgütsel Gelişme-Kavram ve Uygulama, Pegem A Yay., Ankara, 2000.
·  BALTAŞ, Zuhal; Verimli İş Hayatının Sırrı: Stres, Remzi Kitabevi, İstanbul, 2002.
·  BAYRAMLI, Ü. Ünver; Zaman Yönetimi, Nobel Yayın, Ankara 2006.
·  CAN, Halil; Organizasyon ve Yönetim, Adım Yay., Ankara, 1992.
·  CONLOW, Rick; Yönetimde Mükemmellik, Çev. Can İkizler, Alfa Yay., İstanbul, 1999.
·  ERGENELİ, Azize-M. Baha KARAN; “Strese Eğilimli Olmak Bakımından Bazı Bilişsel Alışkanlıklar İle İş Performansı İlişkisi”, Amme İdaresi Dergisi, Cilt 30, S.4, Aralık 1997.
·  ERTEKİN, Yücel; Stres ve Yönetim, TODAİE Yay., Ankara, 1993.
·  GÜÇLÜ, Nezahat; “Stres Yönetimi” G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi Cilt 21, Sayı 1 2001, s. 91-109.
·  GÜNEY, Salih; “Stres ve Stresle Başa Çıkma”, Yönetim ve Organizasyon, Ed. Salih Güney, Nobel Yay., Ankara, 2001.
·  HARGREAVES, Gerard; Stresle Baş Etmek, Çev. Ali C. Akkoyunlu, Doğan Kitap, İstanbul, 1998.
·  JOHNSON, Sheena-C. COOPER-S.CARTWRIGHT; “The Experience of World Related Stress Across Occupations”, Stress Management, Emeral Insight Staff, Emerald Group Pub. Ltd., USA, 2005.
·  KATRİNLİ, Alev-Ö. ÖZMEN-Y.ARBAK; “Belediyede İş Kaynaklı Stres”, Kamu Yönetimi Disiplini Sempozyumu Bildirileri, II. Cilt, TODAİE Yay., Ankara, 1995.
·  KLARREICH, Samuel; Stressiz Çalışma Ortamı, Çev. Bengi Güngör, Öteki Yayınevi, Ankara, 1999.
·  PALMER, Stephen-DRYDEN, Windy; "Stress Management: Approaches And Interventions", British Journal of Guidance & Counselling, Vol. 22, Issue 1, Feb. 1994.
·  PEKKAYA, Hakan; Stres Yönetimi, Sinerji, Kara Harp Akademisi,  Y. 1, S.9, Kasım 2004.
·  REYNOLDS, Shirley-BRINNER, Rob; Stress Management At Work: With Whom, For Whom And To What Ends?" British Journal of Guidance & Counselling, V. 22, I.1, Feb 94.
·  TAŞLIYAN, Mustafa- M. GÜVEN; “Stres ve Stres Yönetimi”, Çağdaş Yönetim Araçlarından Seçmeler, Ed. M. Ş. Şimşek-S.Kırgır, Nobel Yay., Ankara, 2006.
·  THOMPSON, Brand Lee; Üstün Performans Geliştirme, Yeni Yöneticinin El Kitabı 2, Hayat Yay., İstanbul, 1998.
·  TUTAR, Hasan; Kriz ve Stres Yönetimi, Seçkin Yay., Ankara, 2004.
·  TÜZ, Melek V.; Kriz Yönetimi, İşletmelerde Uygulama İçin Temel Adımlar, Alfa Yay., İstanbul, 2004.
·  YAYLACI, Gaye Ö. - Gülser KÖKSAL; "Kuruluşlarda Stresle Başa Çıkma Yolları", http://www.euvakif.org/gundem/bulten35.doc (20.10.2007).  

 

Sayfamızı Paylaşın